1
DE ki:[⁵⁹¹³] Siz, ey kâfirler![⁵⁹¹⁴]
[5913] Kendisinden önce inen on yedi sûrenin ardından, meydan okuma ve cevap verme vurgusunu da içinde barındıran ve “vahyi ilet” anlamına gelen ilk kul emri burada gelir. “De ki” emri ile, 1) Vahyin ilâhî bir İnşâ projesi olduğu; 2) Nebi’ye vahiyden dolayı gelmesi muhtemel tepkilere karşı “o emir kuludur, varsa bir itirazınız Allah’a iletin” meydan okuması demeye geldiği; 3) “De ki” emri ile sözün gerçek sahibinin Allah olduğu vurgulanır. Kur’an’da “de” emriyle başlayan diğer dört sûre İhlas, Felak, Nâs ve Cin sûreleridir. [5914] İsm-i failin kattığı yananlamla: “İnkâr ve nankörlüğü hayat tarzı edinenler”. Buradaki el-kâfirûn, farklı açılımlarla çevirilebilir. Fakat bu bağlamdaki vurgusunu kaybeder. Zira bu bağlam, inkârcı muhataplara yönelik azar ve onlardan teberri bağlamıdır. Bu yüzden biz de çeviride aslî telaffuzunu aynen koruduk.
2
Asla kul olmam sizin kul olduğunuz şeylere,[⁵⁹¹⁵]
[5915] Benzeri bir meydan okuma için bkz: 10:104.
3
siz de benim kul olduğuma kulluk ediyor değilsiniz![⁵⁹¹⁶]
[5916] Fiilleri (ta‘budûn, a‘budu) ism-i faillerden (‘âbidun) ayırmak için birincileri “kul olmak” ikincileri “kulluk etmek” ile karşıladık (Gerekçesi için bu notun sonundaki Ebu Müslim’in görüşüne bkz). Sanıldığı gibi 2-3. âyetlerle 4-5. âyetler bir tekrar değildir. Müşriklerin yaptığı ahlâksız teklif çift zamanlı olunca red de çift zamanlı gelmiştir. Bu fark çeviriye yansıtılmıştır. Âyet 3’teki ellezi yerine geçen mâ “mutlak varlık” anlamına, âyet 4-5’teki masdar-ı müevvel hükmünde olan mâlar “bilinçsiz ve körü körüne bir kulluğa” delâlet eder. Bu âyetler aynı zamanda gaybî bir ihbar olmuş, nüzul sebebi rivayetinde adı geçenlerin tümü de kâfir olarak ölüp gitmişlerdir. Yâsîn sûresinin 7. âyeti ve Bakara sûresinin 6. âyeti, bu âyet ışığında okunmalıdır. 2-4. âyetler arasındaki dört adet mâ müphem ismi için şöyle bir değerlendirme de yapılabilir: Muhataplara, kendi tanrı tasavvurları düzeyinde hitap edilmiştir. Zira onlar dünyevîleşmiş bir zihin ve maddeci bir yaklaşımla algılıyor ve tanrıyı “şey”leştiriyorlardı. Mâ, hem bizim onların tanrılarına ve tanrı algılarına bakışımızın doğruluğunu hem de onların bizim inandığımız Allah’a ve tanrı anlayışımıza bakışlarının yamukluğunu tam ve mükemmel ifade etmektedir.
4
Ve ben asla kulluk etmeyeceğim sizin kul olduklarınıza,[⁵⁹¹⁷]
[5917] Bu âyet, aynı zamanda Allah Rasûlü’nün geçmişinde şirkin yer almadığına delâlet eder.
5
siz de benim kul olduğuma kulluk edecek değilsiniz.[⁵⁹¹⁸]
[5918] Allah ile birlikte başkalarına ilâhlık yakıştıran birinin, gerçekte Allah’a hiç kulluk etmemiş sayıldığının açık beyanıdır. 3-5. âyetlerdeki üç ism-i fail kipi, mânayı teyit içindir. Bir eylemi fiille reddetmek onu öznenin zâtından değil sıfatından nefyetmektir. Fakat ism-i faille nefyetmek onu öznenin zâtından nefyederek imkân ve ihtimali dışlamaktır. Kalbin mühürlenmesi bu olsa gerektir. Ve lâ ta’budûn yerine ve lâ entum ‘âbidûn gelmesinin mânaya katkısı budur.
6
O halde sizin dininiz size, benim dinim bana![⁵⁹¹⁹]
[5919] Veya: “Sizin hesabınız size, benim hesabım bana aittir.” Ya da lâma istihkak mânası vererek: “Sizin dininiz size lâyıktır, benim dinim bana lâyıktır.” Zımnen herkes lâyık olduğunu bulur. Buradaki din, değerler sistemi anlamındadır (Bkz: 107:1, not). Aslında, “sizin değerler sisteminiz size, benim değerler sistemim bana aittir” derken, gerçekte siz değerleriniz üstüne pazarlık yapıp onları terk edilebilir buluyorsunuz. Sonuçta sizin değerleriniz yok, fiyatlarınız var. Önceliğiniz “fiyatlar”, onun için pazarlık yapıyorsunuz. Benden de bu ahlâksız teklife evet dememi bekliyorsunuz. Fakat bir değeri değer yapan onun pazarlık kabul etmez olmasıdır. Benim değerlerim var ve ben onun için pazarlık yapamam. Yaparsam inancımız farklı olsa da dinimiz (hayat tarzımız) aynı olur.