1
GERÇEK şu ki Biz, sana her hayrı cömertçe bahşettik:[⁵⁹¹⁰]
[5910] el-Kevser, “çok hayır” mânasına gelen câmid bir isimdir. Kural gereği câmid isimler müsemmasından başkasına delâlet etmezler. Şu halde bu kelimenin karşılığı İbn Abbas ve onu izleyenlerin de dediği gibi, Allah Rasûlü’ne tahsis edilen nimetlerdir. Hz. Enes’ten gelen “havuz” hadisi kelimenin delâletiyle değil, yorumuyla alâkalı olarak anlaşılmalıdır. Kevseri, “Allah Rasûlü’nün nesli, sahabesi, ümmeti, ümmetinin âlimleri, cennette bir ırmak, tevhid, İslâm, fazilet, “övülmüş makam”, şeriatının sadeliği, Kur’an’ın kolay anlaşılması, ona has bir “nûr” olarak yorumlayanlar da olmuştur. Tabatabâî yorumların 26’ya kadar çıktığını söyler (el-Mîzân). Allah Rasûlü’ne verilen nimetlerin başında vahiy, nübüvvet ve hikmet gelir. Vahiy ve onun ayrılmaz bir parçası olan nübüvvet, bir başına “çok hayır”dır. Öte yandan, “kime doğru hüküm verme yeteneği (hikmet) bahşetmişse, doğrusu ona tarifsiz büyüklükte bir servet bahşedilmiştir” (2:269) âyeti hatırlanmalıdır. Gerisi, başta Duhâ, İnşirah ve Fetih olmak üzere birçok sûrede sayılan ve leke (“senin için” veya “sana has”) ifadesiyle tahsis edilen nimetlerdir. el-Kevserde mübalağa vurgusu mündemiçtir. Zımnen bu, Allah Rasûlü’ne verilen vahyin ve risaletin etkisinin sadece onun ölümüne kadar değil, ölümünden sonra da artarak devam edeceği müjdesini içerir
2
O halde namazı da, kurbanı da yalnız Rabbine tahsis et![⁵⁹¹¹]
[5911] Veya salâtın “destek” (87:15, not 15) ve nahrın “göğüs” anlamlarından yola çıkarak: “O halde desteğini Rabbine tahsis et ve (inkârcılara) göğüs ger”. Tercihimizde ıstılahi anlamlar esas alınmıştır. İnhar emrini Elh-i Beyt okulu namaza başlama tekbirinde elleri göğüs hizasına kaldırma olarak anlamıştır. Rükûdan doğrulurken elleri kaldırmak olarak da yorumlanmıştır. Lâmın delâlet ettiği gibi, burada namaz kılma ve kurban kesme emredilmemektedir. Vahyin ilk günlerinden beri zaten kılınmakta olan namazı ve Hz. İbrahim’den beri kesilmekte olan kurbanı Allah’a has kılma, O’na tahsis etme emredilmektedir. Bunun anlamı namazı “ikame etmek” kurbanı “vikâye edinmek”tir. Tevhid ve ihlasın gereği de budur. Söz akışı gereği “Bize” yerine “Rabbine” şeklinde gelmesi, kulun ubudiyetinin Rabbin rububiyyetine teşekkür makamında bir karşılık olduğunu ifade eder.
3
Bir başka gerçek de şu ki; (hayırdan) tamamen kesilip kopmuştur senden nefret eden.[⁵⁹¹²]
[5912] el-Ebter, ilk âyetteki el-kevserin karşıtı bir vurguya sahiptir. Bizce bu Kur’an’ın çift/zıt kutupluluk özelliğinin (mesânî) bir göstergesidir. el-Kevser “çok hayır” mânasını taşıdığı için, el-ebter de “hayrın kaynağından tümüyle kopup kesilen” mânası taşır. Betera: kata’a (kesip kopardı), el-ebter: el-maktu’ (kesilip kopmuş) demektir. Yani, geriye ondan hiçbir iz kalmadığı için “vardı ama yok oldu” demeye bile gerek duyulmayan bir kopuş. Ebter soyut ve mânevî değerler için kullanılır. Ebtere kelimenin sonradan kazandığı “soyu kesik” mânası verenler, müşriklerin Allah Rasûlü’nün oğulları Kasım ve Abdullah’ın vefatının ardından “Onun soyu kesiktir” suçlamasından yola çıkarlar. Bu yoruma göre âyet bu suçlamayı kabul edip onu yapanlara iade etmiş olmaktadır. Oysa ki Kur’an’ın kendisi soy-sopla, evlat ve oğulla övünmeyi şiddetle kınar. Kur’an’a göre çocuksuzluk bir eksiklik değil bir imtihandır. Kaldı ki, bu sûrenin iniş nedeni olarak gösterilen Âs b. Vail’e mukabele ediliyorsa, bu mukabele gerçekleşmemiş demektir. Zira onun oğlu (Amr b. As), torunu Abdullah ve onun nesli yaşamıştır. Eğer ebter ile mânevî soyun kesikliğinin kastedildiği söylenecek olursa, iman gibi küfrün de hep varolacağı bedihi bir hakikattir. Kâfirler sadece dünyada var olmayacaklar, âhirette de (cehennemde) var olacaklardır. Yani küfrün ve kâfirin soyunun kesik olduğu şeklindeki bir anlayış da isabetli değildir. Ebter suçlamasının, Allah Rasûlü’nün “kavminin yolundan ayrılıp kopmasını” ifade ettiğini söyleyenler de olmuştur. Fakat hakikat yukarıda söylendiği gibidir ve âyetin meali de buna göre verilmiştir.